otogarlarda ardımda kalanlara el sallamaktan,
ağladığını göstermemeye çalışmaktan.
Sevdiğim çok az insanın da yanım da olmalaranı istiyorum.
Çok şey mi istiyorum?...
Hepsi birden uzak olmamalılar en azından,
en azından uzandığımda ulaşabilmeliyim.
Gelmek değil de şu gitmek yok mu...
"Gitmek" birin-den, bir yer-den..
Gitmek...
Fiilin zarfı ismin ayrılma halinde zaten... Hani cümlenin yapısında hüzün.
41 numaralı bir koltukta yine veda ediyorum en sevdiklerimden birine... En çok sevdiğimin belki de hayatının en önemli zaman dilimine şahit olamıyorum. Her gün yüzüne bakamıyorum, elini tutamıyorum. Oysa o öyle ufacık ki, kendisi daha küçücük sarı saçlı bir bebek, nasıl bebeği olacak onun?
Ve benim teyze olacağım günler mi geldi?...
Daha dün değil miydi, aynı okula gitme hayalini kurduğumuz, evdeki kumaşlardan bez bebek yaptığımız, köydeki evin duvarlarına şirinler köyü çizdiğimiz günler...
41 numaralı koltukta, elimde plastik bardakta 3ü1aradam ki ben 2si1arada içerim, eyüp sabri tuncer kolonyalı mendilim, karşımdaki ekranda buz devri3 ve de içimde karmakarışık duygularla yine bir şehre veda ediyorum...
Önce arkamdan el sallayan 2 pardon 3 kişi, sonra ışıl ışıl parlayan dükkan ışıkları, evler, yollar, her biri ardımda kalıyor, birer birer...
Başımda hafif bir ağrı, midemde ufak bir bulantı, kalbimde gittikçe azalan bir sancı ve ben gidiyoruz.
Hoşçakal güller şehri, gül yüzlüme iyi bak...
24.10.10
22.00
1 yorum:
seni çok seviyorum.
Yorum Gönder